Enfeksiyon veya inflamasyon sırasında lipid ve lipoproteinlerde ortaya çıkan değişiklikler konağın immun yanıtına katkı sağlar. Bu katkı antiinfektif veya antiinflamatuar etki olabilir. Gerçekten çok sayıda bulgu bize lipoproteinlerin doğal immun yanıtın bir parçası olduğunu gösteriyor. İnfeksiyon ve inflamasyona karşı hızlı yanıtta koruyucu bir görev alırlar (13).
Enfeksiyon sırasında akut faz reaktanlarında ortaya çıkan değişiklikler gibi lipidler ve lipoproteinlerde de değişiklik ortaya çıkar. TG seviyesi yükselir, VLDL sentezi artar, reverse kolesterol transportu inhibe edilir. Bu sırada lipoproteinlerin yüzeyinde değişiklikler ortaya çıkar. Makrofajlara kolesterol sunumu artar, makrofajlarda kolesterol yıkılımı azalır, makrofajların antijen sunumu kolaylaşır. Bu değişiklikler konakçıyı bakteri, virüs ve parazitlerinin zararlı etkilerine karşı korumuş olur. Ancak lipoproteinlerdeki bu değişiklikler uzun süre devam ederse o zaman ateroskleroz için risk artışı ortaya çıkar.(13).
Çalışmalar göstermiştir ki lipoproteinler (LDL, VLDL, HDL, şilomikron, Lp(a)) bakteriyel lipopolisakkaritlere bağlanıp nötralize ediyor. Örneğin S.aureus’un toksinlerinden olan LTA, a-toksin’e bağlanabiliyorlar. Bu durum lipoproteinlerin konak yanıtında önemli bir etkiye sahip olabileceğini gösteriyor (13,14).
LPS’nin lipoproteinlere bağlanması hayvanları LPS nedenli ateş, hipotansiyon ve ölüme karşı korumuştur. Tavşanlara yapılan HDL enjeksiyonları onları endotoksik şok ve bakteriyemiye karşı korumuş. Şilomikron ve TG ile yapılan infüzyonlarda da benzer sonuçlar alınmış. Hipolipidemisi olan farelerde LPS nedenli mortalite daha yüksek saptanmış. Bu farelerin dolaşımdaki lipid düzeyleri kontrol grubunun seviyesine çekildiğinde mortaliteleri de kontrol grubunun seviyesine gerilemiş. LDL seviyesi yüksek farelerin LPS kaynaklı mortalite ve ciddi gram negatif enfeksiyonlara karşı daha dirençli olduğu izlenmiş (13).
İnsanlarda da benzer durumlar izlenmiştir. HDL endotoksemi sırasında grip benzeri semptomları azaltır, lökosit sayısı ve sitokin salınımı üzerinde etki ortaya çıkarır. Bu etkiler gram negatif bakteriler gibi gram pozitif bakterilerde görülür (13,14).
Bu etkileri açıklayacak birçok mekanizma bulunmuş. Örneğin şilomikronlara bağlanan LPS’ler dolaşımdan daha hızlı temizlenmiş. Lipoproteinlere bağlanan LPS’ler hızlıca safraya geçer KC makrofajları tarafından alınmaları azalır. KC makrofajları LPS aldığında aktive olur ve sitokin salgılar. Fazla miktarda sitokin salınımı da septik şoka doğru gidişi arttırır. Bu mekanizma sayesinde de aşırı sitokin salınımı da engellenmiş olur. TNF daha düşük olur, Nf-KB inhibe edilmiş olur. Apo A-1 veya Apo A-4 tek başına makrofajların LPS tarafından aktivasyonunu azaltır. Akut faz yanıtı sırasında HDL’nin daha çok Apo A-4 ürettiği görülmüş (13).
Lipoproteinler EBV, HIV, HSV gibi birçok virüsü nötralize eder. Lipoprotinler virüsün hücreye girmesi ve replikasyonunu zorlaştırır. Viral enfeksiyonlar sırasında IFN’lar aracılığıyla birçok antiviral protein üretilir. Bu antiviral proteinlerden biri de antiviral aktiviteye sahip, virüslerin toplanması ve tomurcuklanmasını engelleyici özelliğe sahip bir LDL reseptörüdür. Nitekim rekombinant çözünür LDL reseptörlerinin insanlarda rhinovirüs’ü inhibe ettiği görülmüş. Rhinovirüs ve hepatit C virüsünün hücreye girmek için LDL reseptörlerini kullandığı biliniyor. Burada lipoproteinler LDL reseptörlerine bağlanma konusunda virüsle yarışıp hücreye girişini zorlaştırır (13,16).
Tryponozoma, schistosoma, malaria gibi paraziter enfeksiyonlarda lipoproteinlerin önemli bir işleve sahip olduğu yine çalışmalarda gösterilmiş (13).
Enfeksiyon veya inflamasyon sırasında VLDL ve TG düzeyleri artış gösterir. Bunun amacının aktive olan immun sisteme daha fazla lipid sunumu olduğu kabul ediliyor. Ortamda LPS olduğunda makrofajlar daha fazla TG ve kolesterol toplarlar. İnflamasyon durumunda ayrıca HDL düşer, reverse kolesterol transportu inhibe edilmiş olur. Bu da dolaşımda daha fazla kolesterol bulunmasına katkı sağlar. Kolesterol lenfosit aktivasyon ve proliferasyonunda da kullanılabilir. Ayrıca inflamasyon durumunda meydana gelen doku hasarının düzeltilmesi için de dolaşımda kolesterol yükseltiliyor olabilir (13-15).

Tüm bu bulgular lipoproteinlerin konakçı savunmasında hayati bir öneme sahip olduğunu gösteriyor (13,14).
Peki lipoproteinlerin negatif yönde etki yaptığı bir enfeksiyon yok mu? Tabi ki var. En başta M.tuberculosis için yapılmış çalışmalar var. M.tuberculosis’te kolesterolün enerji üretimini ve sonuç olarak çoğalmasını kolaylaştırdığı düşünülüyor (1, 17).
Toksoplazma gondii de aynı şekilde kolesterolü büyüme ve gelişmesi için kullanabiliyor. H.pylori kolesterol sentezleme yeteneğine sahip değil. Bundan dolayı dışarıdan kolesterol almaya ihtiyaç duyar (18,19).
Sonuç olarak immun sistem ve konakçı savunması açısından lipoproteinler önemli bir göreve sahip. Çoğu zaman savunmayı desteklese de bazı durumlarda negatif etki yapabilir. Bundan dolayı bu açıdan ne kadar yüksek iyi veya ne kadar düşükse o kadar iyi diyemeyiz. Her yerde olduğu gibi burada da denge ve özel durumlar var.